Soleil....'s profileAŞK-I MEMNU SEN BENİM TE...PhotosBlog Tools Help

Blog


    May 30

    biraz öğüt, biraz deneyim, biraz merak, biraz espri, belki bir tutam da sevgi, hepsinden az biraz :)

    Sen uzaklarda olamazsın,
    Sen içimde bir yürek;
    Kulağımda en güzel şarkısın.
    Sen ayakta tutan bütün;
    Sen yaşamımdaki büyük gücün,
    En ulaşılmaz enerji kaynağısın.
    Sen sen olamazsın.
    Öyle işlemişim ki seni;
    Sen bendeki"cansın

     

    baktığım heryerde sen
    aynalarda yansır gibi
    hayalin karşımda duruyor
    gittiğim heryerde sen
    gölgem gibi adım adım
    peşimi bırakmıyor

    sensizim seninleyim
    düştemiyim gerçektemi ayrılmıyor
    sensizim seninleyim
    yada sen hep benle aklım kalbimde yitiyor

    ahh
    yanında başka biri
    aklımda sen
    bak yanıyor
    aşk yanıyor
    yanıyor diri diri
    May 29

    aşk zor , aşk karmaşık ama aşk herşeye rağmen aşk illde aşk ..

    Hayatın getirip insanın önüne koyduğu sorulardan en zoru, "Aşk nedir?" sorusudur belki de. Yaşanan aşk sayısınca cevap bulunmuştur bu soruya. Ya da yaşanan aşk sayısınca cevapsızlık...

    "Aşk herşeyin başı, sonu ve ortasıdır" diyen La Cordaire, soruyu koyulaştırmaktan öte bir gayret göstermemiştir mesela. Öyledir, "Aşk nedir?" sorusu cevaplarıyla koyulaşan bir soru olarak eskimezliğini sürdürmektedir insanlığın eskimiş onca sorusu arasında. Her daim kendini yenileyen, bir kere geldiği anlama bir daha gelmeyen ve çözülmeye başlandıkça daha çok düğümlenen ve cevaplandıkça daha bir sorulaşan bir sorudur: "Aşk nedir?"


    Belki de aşkı bir tarife sığdırmaya çalışmakla daha en başından kaybediyoruz girdiğimiz savaşı. "Aşkı anlatabilmek için yeryüzünde var olan dillerden başka bir dil ister" diyen Eugene Delacroix haklıdır sonuna kadar belki de söylediğinde. Belki de aşkın bir yanımızı hep yanılgıya düşmüş gibi hissettiren hızıyla bir benzerliği vardır aşka bir tarif aramanın. Belki de aşk, dilsiz kalmaktır da, biz zorlayıp dururuz yine de kelimelere kendimizi.

    Sonuçta dile gelen bütün tarifleri mantığın eseri olarak görmek gerekiyor. Oysa Antoine Bret’e göre "Aşkın ilk soluğu, mantığın son soluğudur". Mantığın buyurgan adımlarıyla yürüyerek ulaşabileceğimiz bir menzil değil demek ki aşk. O zaman, sırf bunu deneyip durmakla bile mahkum olabiliriz kaybolmanın içinde debelenip durmaya. Öyle ya aşk, kalbe gelen bir tarif olarak kalacak ve mantığın yüzüne bile bakmayacaktır belki de.

    İşin içine kalp girince içerilere yönelmek ve sadece duygularla ilgilenmek gerekiyor. Bir tarif bulmaya hiç yeltenmeyen Bailey, aşkın geldiği yerle ilgili esaslı bir ihtimalden sözediyor: "Aşk dünyanın en tatlı mutluluğu ile en derin acısından yaratılmıştır". Bu, kalbin aklına yakın bir ihtimal doğrusu. Aşkın "tatlı mutluluğu"nu ve "derin acısı"nı hangimiz hissetmedik kıyasıya varlığımızda. Hangimiz yoğrulmadık aşkın bu sarhoş eden hamuruyla. Aşk hakkında bildiğimiz tek gerçek de bu aslında; hayat ağacının bu iki uzak dalı arasına kuruluyor aşkın akılları baştan alan salıncağı. O tatlı mutlulukların ve o derin acıların...

    Ama mecaza dikkat kesilelim burada; aşkı bildiğimiz en ulu ağacın bile gölgesine sığdırmaya cüret etmeyelim. Öyle ağaç olmayan bir ağaç düşünelim ki, bir dalı dünyanın bir ucunda olsun, diğer dalı diğer ucunda. Ona öyle salıncak olmayan bir salıncak kuralım ki, bir bu ucuna uçsun o salıncak, bir diğer ucuna. Olsa olsa gel-gitine benzetmekle yetinelim aşkı, bu rüzgarlı uçuşmanın. Ya da eğer duymaya kulağımızın eni boyu yetiyorsa, "Aşk öyle engin bir denizdir ki, ne kenarı vardır, ne de ucu bucağı" diyen Mevlana’ya kulak verelim.

    Kimilerine göre bütün bu gayretlerin nihayetinden geriye kalan tarifsizlik, tarifler içindeki en sarih tarife işaret eder. Öyle tarifsiz birşeydir ki aşk onlara göre, başka hiçbir şeyde olmayan bu berrak tarifsizliğiyle tarif edilebilir ancak. İsimsizliğin bir isim, sessizliğin bir ses, yangınsızlığın bir yangın olması gibi...

    Bu noktada bir müşkülat da yok değil. Böylesine berrak bir tarifsizlik için, önce hayat sayısı kadar çok tarifin biraraya getirilmesi gerekiyor kaçınılmaz olarak. Çünkü böyle berrak bir tarifsizlik, yaşanmış bütün hayatlar bir kristal potaya damıtıldığında biriktirilebilir. Sadece bu mu; hayatların gerçekten yaşanması, gözlerin gerçekten görmesi de gerekiyor tarifsizliğe varacak tarifleri derlemek için. "Aşk gözle değil, ruhla görülür" diyen Sheakspeare haksız mı? Peki ya aşkı görecek ruhu hayatın içinde tutmak kolay mı?

    Belki de kolay! "İnsan sevmeye başladı mı, yaşamaya da başlar" şeklindeki denklemi doğru olamaz mı Madame Scudery’nin? En azından içinden aşk geçen insanların bir itirazı olmaz bu denkleme. Onlar bilirler, aşk bitince hayat da biter; kalbin çarpıntısı durur. Geriye uzun ve çekilmez yaşamak taklidi ve kan pompalamaktan başka işe yaramayan bir et parçası kalır. Aşkı bir kez tadanın gerçeği artık budur. Ya da çıkarırsak baklayı ağzımızdan: Aşk ki, kalbin kurduğu en gerçek hayal!

    Aslında bütün sözler birbirine benzer. Çelişkiler bile birbirini bütünler. "Aşk kulübeyi altından bir saraya benzetir" diyen Holty’nin coşkusu, "Aşkı kitaplara soktukları iyi oldu, yoksa belki de başka yerde yaşayamayacaktı" diyen Faulkner’ın hayal kırıklığı ile hiçbir biçimde çatışmaz. Çünkü aşkın ölçüsü kendisidir. Yalnız kendi terazisinda tartılabilir aşk. Aşkın karşısına çıkarken genelgeçer bilginin kılıçlarını kuşananlar, sadece komik duruma düşmez, yaralanırlar da.

    Peki aşkın hiç mi kaidesi yok? Var tabii; ama bilinmeli ki kaidesini de kendi koyuyor aşk. Yani sadece kendi kaidesiyle bile, öteki bütün kaidelerin istisnası oluyor bizzat. Bir başka ifadeyle her aşkın hukuku kendine. Suçu ve cezası da... Öte taraftan aşkın dokunduğu herkesi önü alınamaz bir mahkumiyete sevkettiği de aşikâr. "Ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı / Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum / Gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın / Ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum / Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum" mısralarında işte böyle bir mahkumiyetten, böyle bir bedelden sözediyor Sezai Karakoç. Aşkını göğsünde kurşun gibi taşımaya cesareti olanların, ömürlerine hiç durmadan kanayan bir yara eklemekten korkmaları beklenemez kuşkusuz. O zaman, hiç tereddüt etmeden söyleyebiliriz, korkularla sarmalanan hayatlardan beraat anlamı taşıdığını aşk mahkumiyetinin.

    Dikkat edin, "aşk mahkumiyeti" dedik. Aşkı gündeliğinin eğlencesi olarak heybesinde bulundurmak isteyenlerin mahkumiyetleri bâki kalıyor. Aşkın bir namusu, sevmenin bir yolu yordamı olacak elbet. Edip Cansever’in pusulası bana uyuyor: "İçinden doğru sevdim seni / Bakışlarından doğru sevdim de / Ağzındaki ıslaklığın buğusundan / Sesini ses yapan sözcüklerden sevdim bir de / Beni sevdiğin gibi sevdim seni / Kar bırakılmış karanlığından". Evet benim aşktan yana yolculuğumun güzergâhı bu: Karanlığın içinde kar beyazlığı, kar beyazlığını çevreleyen hayat karanlığı... Uymadıysa size, aşkınız bir pusula sunacaktır size.

    Söyledik ya başta; çözdükçe düğümleniyor aşkın yumağı. Çeliştikçe bütünleniyor aşk çiçeğinin toprağı. Durmak lazım ırmakların denizlerde kaybolduğu gibi sözlerin nihayete ulaştığı yerde.

    Aşk tarif tutmaz biliyorum. Ama aşk bizim nafile tariflerimizle tarifsizleşsin diye söyleyeceğim kendi tarifimi yine de:

    Aşk çift kişilik... biri yalnızlıktır.

    Hak getire!..

    SEN!!! EY BÜYÜK AŞK SAHİBİ GÜZEL :)

    Açılmamış bir mektup gibi,sin bana,
    ya da okunmamış bir kitap,rafından yeni çekip aldığım...
    yaşanmamış bir bahar,ya da henüz doğmamış bir sabah..
    Hiç açılmamış bir kapı,ve inşaatı yeni bitmiş bir yapı,
    beyaz badanalı ve ve duvarları salkım söğütlerle kaplı,
    çam dalları gibisin bana Uludağ'da
    ya da yamaçlarında buram buram kekik kokusu dolar ya,
    hani avuçlarıma aldığımda mis gibi duyarım o güzelliği,
    Hani zirvenin en doruğunda,tüm BURSA dev bir tablo gibi serilir ya ayaklarının altında,ya da ızgara yaparsın Sarıalan'da,
    soluduğum hava gibisin işte tam o anda bana,
    Ve öylesine muhteşemsin bana,
    senin yanımda olduğun her anda..
    işte hayat böylesine mükemmel görünür bana...
    ************************************************** ********


    Bütün bir şehre sığacak kadar
    Büyük bir yürekle gelmiştim ben sana,
    ellerimde saı güller,
    ve yüzümde tebessümler,
    asfalta düşerdi yorgunluğu batan güneşin,
    gözkapaklarımda ayışığı parlardı..
    ve sonsuz bir umuta,
    boynuma dolanmış yokluğun,
    unutmaya çalışırdım boy veren umutsuzlukları..,
    Bütün bir şehre sığacak kadar büyük bir yürekle gelmiştim ben sana,
    masamda kandiller..,
    sokak lambasının ışığında yazardım mısralarımı..
    ve anlatma çabasıydı sevgimi
    sana anlıyor musun..?

    May 28

    Yaşadığın Gülümsediğindir Aslında

    SEN; aslında yaşamı yerden toplarsın tek tek,

    ve sen onu tek tek toplarken yerinden,

    ve bir bataklıkçasına zorken onu koparmak,

    topladığındır yaşadığın,

    yaşadığın da topladığındır bu manada,

    ümitsizlik işini zorlaştırsa da

    sen yine de yürü ona,

    çünkü yaşadığın da gülümsediğindir aslında,

    dert etme kendine gideni,

    giden dönmezdir belli ki,

    dönmez olan giden midir,

    yoksa gidip de geri gelmeyen midir bilinmez ama,

    sen yine de dert etme gideni,

    giden dönmese de,

    hayali döner insana,

    tuttuğun eller dönmese de,

    gezdiğin yollar düşmansa artık sana,

    sen yine de dert etme gideni,

    giden gelmezdir belli ki

    olsun, sen yine de ilk gün gibi yaşa gideni,

    gidişini değil//yanlış anlama,

    her gidişe bir geliş sebeptir sonuçta,

    işte sen de gelişini hatırla,

    gidişi hiç olmamışçasına yaşa,

    hatta yaşama,

    elinden ilk tuttuğun günü yaşa mesela,

    gözlerine ilk bakışı,

    o sevdayı o an orada hissedişini yaşa,

    hiçbir şey bitmeyecek demesini anımsa onun,

    ve senin bir güneş misali doğuşunu sabahlarına,


    Hayat yasandıgı kadardır....Ötesi ya hatıralarda bir iz, ya da hayallerde bir umuttur..

    Ben,ben değilim sanki, mühürlendi dilim ve kalbim

    Günler geçsin zaman dünyayı kâinatı yorsa yıksa da sen hiç yıkılmasan. Tüm çaresizliğinde çarelerin yanında nöbette olsun mutluluk sarsın benim saramadığım gül kokulu tenine ve SEN HEP BENİM KAL HEP BENİMLE OL...içinde sen olan cümleler kurmak istiyorum hep
    ama

    yapamıyorum... bulamıyorum
    seni sana anlatacak tek bir harf tek bir cumle..
    yok inan yok..
    bendeki seni anlatmakta aciz kalıyor herbirsey..
    SEN BENLE KAL BENDE KAL YÜREĞİMDE BENLİĞİMDE TAMAMEN VARSIN KANIMDA CANIMDA
     
     
    May 27

    KIZ KULESİNDE O GÖZLERİME BAKTIĞIN ANLARDA KALDI ŞİMDİ

    Ne bahar eskisi gibi yanık tütsü kokularını saçıyor nede güz
    soğukları savuruyor o sevgi taneciklerini boş kaygılardan mızmızlanan
    yorgun yüreğime. Taze bir son bahar günü denizi seyredişim geliyor
    aklıma ismi tepe olan camlı bir sevda kulesinde. sıcak çay ve duygulu
    gözyaşlarının ıslaklığı geliyor aklıma yüzündeki. Uzun uzun dalıp gittiğim
    o sevda tepesinden uzak düşler dünyasında ilk sevenim oluyorsun benim düşler
    denizimde.Kayalar üstündeki hisler öğretmenim oluyorsun sonra. içi şiir
    dışı mektup anlatılarım aklında yer ediyor bu sevda masalında. Bir hayaller
    prensesi yapıyorum seni bir gökteki en büyük kıskanılan yıldız.en son
    halin olduğunan beri bende yani sihirli o varlık en uzağıma düşürüyor
    düşler penceremin. belkide en kuytusunda kalıyorum düş pervazlarımın.
    ne melekler yaladı bu masalda ne de acılarımla çarpışmalarımdaki yüz
    ifadelerim. her çarpışmada üzgün bakışlar unutulmayacak dedirten, her
    şiirde aşk yalan bence dedirten.hayır aşk yalan değil.istersen eğil bir
    bak sayfalarından haytın içine. eğil de bir gör yazılarından yanmış bir
    aşk masalını bitmiş halde. o zaman belkide anı olma hakkını kazanır
    içimde gelin güvey saçma düşler,belki de çk tan anı olmuştur yitip giden
    dostluklar gibi. Bazen kendimi şu elimdeki gazı bitmek üzere olan çakmağa
    benzetiyorum.başkalarının içini aydınlatmak için her yanışında söneceğimi
    bilerek ve yinede direnerek ucumu ısıtıp duruyorum. ısınan ucumla birlikte
    yakıp gideceğimi bilerek kendimi bitiriyorum. ama tüm bunlara karşı yine de
    pes etmeye niyetim yok hayattan. yinede mutluyum, acılarımla birlikte
    paylaştığımız ve kendimize dost edindiğimiz kalemimizle birlikte. bunca
    dostlarımla o kadar kalabalığım ki yanlızlığımın tam ortasında kelimelerimin
    arasında. bu yalnızlık doyasıya ne mutlu, bu kalem bana ne asil sevda,ve bu
    sen...bana en büyük sevda...sevdalarım düşlerimdir,düşlerim sen
    ve sen hep orda kalacaksın ama sadece orada...

    May 26

    HAYATI ISKALAMAK GİBİ BİR LÜKSÜM YOK KENDİMİN

    Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına
    inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat
    olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve
    yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme
    yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.

    Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya
    hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı
    neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile
    karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin.
    Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her
    zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi
    halin cezanda indirim sağlamaz.


    Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu
    yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen
    karşılığında mutlaka başka bir iddiayla
    karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması
    gerektiği gibi yaşadın.Özledin, içtin, ağladın,
    güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın.
    "Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur
    aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine
    engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik
    yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak
    için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için?
    Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o
    lüksü sonuna kadar yaşasın.


    Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak"
    yaşamayı Öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani,
    yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu
    hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir
    eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken
    de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin
    sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif
    verecek sana.Üstelik dilediğin kadar yüreğini özgürlüğü de bırakma
    cabası....


    Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun
    asolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip
    de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın
    sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter
    ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda
    duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o
    zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler
    değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...

     

     

    EVET HAYAT GÜZEL SÜPRİZ HERDAİM OLABİLİR

    Bir şey var aramızda..
    Senin bakışından belli,
    Benim yanan yüzümden.
    Dalıveriyoruz arada bir..
    İkimizde aynı şeyi düşünüyoruz belki ?

    Gülüşerek başlıyoruz söze..
    Bir şey var aramızda !?
    Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek ...

    Fakat ne kadar saklasak nafile..
    Bir şey var aramızda!
    Senin gözlerinde ışıldıyor...
    Benim dilimin ucunda....

    ...

    Evet...
    O halde hadi bakalım!
    Yoksa da hiçbir hazırlığınız boşverin!
    Evet boşverin yahu?
    Hediyeleri özel yapan beklenen günde değil, beklemediği anlarda vermek değil midir zaten sevdiklerimize?

    Acele edin siz sadece! Varıp gidin yanına!
    Sonra da...

    Sonra da,
    Ona öyle bir bakın ki,
    Öyle bir tutun ki elini,
    Ömrünce unutamayacağı,
    Ömrü boyunca her okuduğunda bu şiiri,
    Dilinin ucunda, kalbinin derininde, gözlerinin bebeğinde
    Asılı kalacak isim,
    o "Birisi" siz olun!

    Hadi!

    ....

    Ben biliyorum!
    Bir şey var aranızda !...
    O yüzden işte!

    O yüzden geç kalmayın istiyorum...

    ...


    Aşkla bakan gözleriniz solmasın dileği ile, mutluluğunuz daim,sevgilileriniz kutlu olsun..

    tebessümlerimle..

    SEN SEN OLMADIN Kİ HİÇ????

    varsa alınacak aklım helali hoş olsun
    aşktır benim senin yüzünü gördüm göreli
    mavi bir
    yelkenlidir hayat.
    Alır götürür seni bilinmeyen
    uzaklara sevda mavidir
    mavi ise umut
    sende yüreğini hep
    mavi tut

    Ben bu savaşa yenik girdim,yenik çıktım..
    Geçicek dedin inandım..
    Kapattım gözlerimi hadi bir an önce geçsede,yine başlasam bitmeye
    ..
    Bu sabah gözlerimi açtıgımda sanki sen hiç olmamışsın gibi
    seni düşünmeden kalkmaya bana yeni umutlarla gözkırpan
    güneşe gülmeye çalıştım
    İçime çektiğim hava tertemiz doldurdu çiğerlerimi
    Sen hiç olmadın ya
    Hayatla uğraşmaya çalıştım uzun bir süreden sonra
    kendimi düşünmeye çalışıyor kendim için bir şeyler
    yapmak istiyordum
    Seninle gelmesini umut ettiğim günlerin yerine
    sen umutlarımı kırıp seninle geçen günlerimi
    karartmamıştın ya
    Çocuk olmak geliyordu içimden aldatılmadan
    yaşamak yalan nedir bilmeden gülücükler
    saçmak etrafa
    Sen bana hep dürüst olmuştun ya
    Geceleri soru işaretleriyle değil
    tertemiz sevgine sarılmak ama sen hiç
    olmamıştın ki
    Mutluyduk ya her derde beraber göğüs gerip
    birbirimize destek olup birbirimize kenetlenmiştik ya
    Nasıl olurda böyle bir sabaha gülerek açmazdım gözlerimi
    Bugün parkta açan çiçeklerden bile topladım uzun zaman
    oldu güzel kokulu bir çiçekle haşır neşir olmayalı
    bundan sonra sen hiç olmayacaksın ya...



    KOCA ŞEHRİN EMANET NEFESİYİM ŞİMDİLERDE

    Koca Şehrin bunaltısında
    Köyler çiziyorum ince tüllere
    Kerpiç damlarda gözlerimle avuçluyorum gökyüzünü
    Akan derelere indiriyorum Susayan dudaklarımı
    Kavalsız ve çobansız
    Kana kana içiyorum özlemlerimi
    Oh diyerek!

    Koca Şehrin bunaltısında
    Gelinciklerden entariler biçerim
    Düşüme yaren olan herkese
    Ve ben çiçek demetiyim
    Kırlarda rüzgar öper, özlemlerimi
    Oh diyerek!


    Bir var ki
    Umutlarımın ressamı
    Tuvalimde asi
    Fırçası sahte renkler kusan koca kentlerde
    Çürük çivilere asılmadan
    Döndürdüm köy yoluna özlemlerimi
    Oh diyerek!

    Bıktım!
    Koca şehrin bunaltısında
    Taban yalayan yaslı kaldırımlardan
    Emanet duran insan bakışlarından
    İsportacıların eline düşmüş ucuz aşklarından
    Çin pazarından bir milyonluk insançıklarından
    Elinizden alıp gidiyorum
    Anadolu gibi sevdim özlemlerimi
    Oh diyerek!

    Yokum!
    Artık bu şehrin cam kırığı bakışlarından
    Firar ediyorum leş kokularından
    Bir pınarın başında
    Soğan ekmek ile
    Doyurdum artık özlemlerimi
    Oh diyerek!

    Hadi hazırlan yorgun bedenim
    Sığamadın şu şehrin emanet nefesine
    Boğuldukça boğuldun
    Kimsesiz lüks damlarında
    Bir kuşun kanadına yükleyin özlemlerimi
    Nihayet
    HEP BİR AĞIZDAN
    O0000h!
    Diyerek!


    İNTİHAR ARİFESİ GÖZLERİM

    Geçmişin sayfaları buruş buruş
    Acı kokan yanları ile
    Arınmalı üç hecenden
    usulca! ben beni
    Yıkıyordum kırk bir derede
    Bana eşlik eden her zamanımı

    Oysa!
    Hamarattı yüreğim
    Çitledim ellerimle tozlanan umutları
    Güneşe serdim sere serpe
    Özlemli buselerimle
    Birde ütüledim parmak uçlarımla
    Her dokunuşta ey vah!
    Bin parçaya bölündü ömrüm
    Ey Vah!

    Yırtık öfkelerde
    Rüzgar nasıldan avuçluyordu
    Buzdan bakışlarımı?
    Üşüyordum aşk sıcağında


    Kırılgan düşlere
    Ben yüreğimdim!
    Dizlerimde salıyordum
    Bebekleşen ruhumu
    Uykuya hasret oyunbozandılar
    Gözlerim

    Ah! beni yakan acılarım
    Yılanın sırtından yüzülmüş deri gibi
    Kavgalıydı geçmiş geleceğe
    Havlu atmış boksör gibi
    Darbe gören yıllarımdı
    İntihar arifesinde
    Gülen gözlerimin ne anlamı var
    NE ANLAMI VAR!


    May 25

    BIRAKIP GİTTİĞİN ZAMAN,SEVGİLİ YOKSA İÇİNDE

    Gitme vakti gelmiştir. Ya seven gidecektir yada sevilen. birileri gidecektir. adı gitmektir bu aşkın. gitmelerin sessiz çığlıkları başlayacaktır sevenin yüreğinde. Birkez olsun dur diyemedi diye isyan etmektedir hiç bitmeyen ve hiç başlamayan aşka. bitmeyen aşk sevenin aşkıdır ve asla bitmeyen bir aşktır. başlamayan aşkta bir evcilik oyunun ortasında çekip giden yaramaz çocuğun çığlığının acizliğindeki acımasız gülümsemedir. Seven gitme lafına öyle hasrettirki defalarca kendini o lafla çarpıp toplar böler sonra çıkarır. Alt tarafı beş harften oluşan bir kelime. oysaki kelimeyi  söylemek okadar kolay değildir. okadar basit değildir seven insana dur demek. bu lafı söylemek için kendinden vaz geçmek gerekir. bu lafı söylemek için gök kuşağı olmak gerekir. Oysaki gitme lafını duymak için herdefasında sevdiğinin bir kaç satır yazdığını okuyabilmek için gecelerinin gündüze çevirmiştir seven. Sonraları sevilenin veryansıları başları neden gittin diye. Oysaki gitmesi için kendini okadar karaya boyamışlığını unutmuştur. Kendini kanatmalarını unutmak belkide en zevk aldığı duygudur sevilenin. 

    Yanlız sevilenin gerçekten unuttuğu birşey vardır. sevenin onu hiçbirzaman unutmadığıdır. O herzamanki gibi gitme lafını kendinde defalarca hesaplayacaktır. Belki günün birinde sevilen söyler diye. Aslında bilir gelmeyeceğini sevmiştir birkere gelmesede olur . Yanlız sevileni ençok kanatan da sevilenin sende gittin demesidir ve dudaklarından şu kelimeler dökülür "Gitmenin Ayazında Hiçmi Sevmedin"

    Hangi zamansız anlar ayırmıştı seni benden. Hangi yürek çalmıştı sevdamızı, diye sormuştun hatırlıyormusun. Kaç zaman sonra sana ben soruyorum. hangi ansız zaman getirdi yine seni bana. Beni bu öksüz bu yetim halimde neden çıka geldinki. Bunca aradan sonra bana bakışların hiç değişmemiş, o bakışlarınki günahlarımın sevaplarıydı. o bakışlarki gençliğimin yeminiydi. Kendime bile itiraf edemediğim şeyi söylüyorum sana. Nezaman o bakışların aklıma gelse ağlamışlığım incitirdi beni. gözlerim yaşlı başım dik kendi kendime sayıkladığım şu sözleri hatırladıkça "erkekler ağlamaz"  gülümsüyoum incinerek. Ne olur bakma bana öyle birdaha. incitme beni. kaldıramıyorum artık kendime olan ihanetimi.

     

    Nasılsın diye sorduğun an geldi şimdi aklıma. titredi kalbim. neden Allahım neden sorusunu bukez sesli söyledim. ne neden diye sormanı bekledim. sormadın sende sustun. hatırlarmısın günün birinde bu şekilde buluşursak ne olur diye sormuştum. ölürüm demiştin belkide ölmüştün orada.. ama  yaşaman çoçuğun içindi biliyorum. Ne olur ölme sende beni koyup gitme. Çünkü ben seni bir gece vakti sevmiştim..

     

    Bir hayalde başlamıştı sana olan sevdam. Bilmemezlikten geliyordun hep. Biriktirdiğin aşkları anlatıyordun bana herdafasında. Sana defalarca sevdamı anlatmak istediğimde anlamaman beni sana bağlıyordun. Gittiğim(n) de gitmenin ne olduğunu anlamak bir kelebek olmak gibi birşeydi. Birgün daha yaşamak istedim gönlünde, ama hiç olmadığımı anladığım vakit, anlama hissimi yitirmek istedim. Gecenin şafağında yaklaştığım her sevdamdan başka bir ölüydün sen. Bir kalbin yoktu, olsa bile içinde ben yoktum. Beni de bensiz kılan bu olmuştu. Her yazında kendimi aradım gizlice. Yazdığın her satır olmak istedim. Oysaki istemek yetmiyordu sevdiğim. Tek başına yetmiyordu. daha önce demiştim ya sevgili  Aşk iki kişilikti. Olmadı yapamadım Sevdam her defasında tek başına kalmış bir mahkum edesıyla aradı durdu seni. Belkiler geliyor aklıma şimdi, keşkeler dilimden düşmüyor. Seni sevmekten herdefasında vaz geçtim. olmadı yapamadım. Dedim ya sevgili herzamanki yerde olacak kalbim, hayalinde. Gelmeyeceksin biliyorum. Ben sende olmadığımı bile bile seveceğim seni. Hiçbirzaman sevdiğini anlatmadın bana. Nasıl anlata bilirsinki olmayan birine sevgini. görüyorsun işte karışıyor aklım sevdasızlığından. bunaltıyor beni bu şehir, gizli zehrini akıtıyor kalbime. Bir yolcu oluyorum sevince, kendi içine giden bir yolcu. Ama yolun sonu hep sen oluyorsun. Şu anda bilğim tek şey var sevdiğim.  Hani şarkıda diyorya sen imkansızsın sensizlik imkansız bu aşk imkansız. işte buda böyle birşey...

    Gitmeli buralardan! Kaçarcasına değil ama. Mertçe gidiyorum diyebilmeli. Susup sonra kaçmak değil yoksa. Gidiyorum işte buralardan… Umutlarımı bu kente gömerek... Ve belki de umutsuzluklarımı…

    Yüklenmeli bütün hüzünleri, dertleri, sevinçleri… Alıp gitmeli buralardan. Bırakmamalı iyi ya da kötü hiçbirşeyi bu kentte… Alıp gitmeli tümden…

    Ama başarabilmeli bunu.. Yürekli olmalı. Kafaya taktığını yapabilmeli bazen insan. Yapabilmeli ki sonra pişmanlık duymasın… Yetti gayri bu kent sevdalısı olmak.. Onursuz, yüzsüz ve hatta çok yüzlü insanlarla yüz yüze gelmek, fakat ağzını doldururcasına yüzlerine tükürememek yetti gayri, zor geliyor artık…

    Çekip gitmeli buralardan! Ama bu kaçmak olmamalı.. Mertçe olmalı gitmek. Kavramalı sert bir el hareketiyle ceketin yakasından.. Omzuna atıp çıkmalı… Dönüp arkaya bile bakmamalı.. Adımların kendinden emin olmalı. Yürekli olmalı gidişin…

    “Asıl cesaret gidebilmektedir” diyordu dünya tatlısı arkadaşımın biri.. ve bir not kağıdına yazdığı şu yazıyı iliştiriyordu elime, gidişimi desteklercesine, “Alıp başını gitmeli… Şehirleri yakmalı, köprüleri atmalı… Dönüp ardına bile bakmamalı, ardınca gelenleri tanımamalı… Yalnızca annemin ardımsıra döktüğü bir bardak şefkat serinletmeli yüreğimi…”

    İşte öyle olmalı. Belli ki aynı kafadayız bu dünya tatlısı insanla… Cesaretli olmalı… Alıp cesaretini yüreğine, onurunun tam yanına saplamalı. İkisinden biri çıkarsa oradan, sonra canın çıkmalı ve çok acımalı… Yüreğin kanamalı. İç kanama olmalı bu. Ve biraz dişini sıkmalı acılar içinde.. Kuytu bir mezara varana dek dayanmalı... Kendi ellerinle mezar kazmalı zor olsada. İçine girmeli ve üstünü örtebildiğin kadar örtmeli toprakla. Tam tükendiğin an bırakmalı kendini gözlerini kapatarak... İnsanlar bilmemeli mezarını sonra. Kimse seni rahatsız etmemeli. Öyle bir yatmalı ki bir daha kalkmamalı. Bedeni kamufle etmenin rahatlığıyla ruhunu alıp çıkmalı oradan. Gitmeli uzak diyarlara. İz bırakmamalı asla. Gitmeli buralardan… Ve bir daha hiç dönmemek üzere…

     

    İnsan birden bire dünyanın gerçek yüzüyle karşılaşınca kendin çıplak hissediyor. Sorguluyor herşeyi, ençok acı veren geçmiş oluyor. Acaba nerde yanlış yaptım soruları boğuyor insanı. Oysaki hep içimizde olan umut yetişiyor uçurumların dibine. Okadar çok yanlız kalıyoruzki boşluğun ne demek olduğunu insan orda anlıyor. Ozaman anlıyoruzki ahların vahların zamanı çoktan geçmiş. Sonkez sarılıyoruz verdiğimiz kararlara. Acı çekiyoruz bile bile. Şarkılarda arıyoruz kendimizi, günlük yalanlarımıza sarılıyoruz. Gitmek acı veriyor geçmişimizden. Bazen çelişkiler yaşarız kararlarımıza dair, sıkılırız hatta utanırız. Lanetler ederiz belkide kendimize neden neden diye. Oysa yapacak birşey yoktur. Olacak olan çoktan olmuştur, dikine gitmek acı versede gitmek gerekir. Bir son olarak düşünürüz sonu ama gitmek zorundayız. Oysa bilemeyiz o sonda nelerin olduğunu. Bilemeyiz uçurumun sonunda bekleyen umutları hiç hesaba katmayız. Bir umudun olduğunu bir umut olacağımızı hiç düşünmeyiz. Kaybedilenlerin acısı bize hatırlatmaz bile kazandıklarımızı. Kendimizi bir mezara gömmeğe karar verdiğimiz için sıkıntılı anlar an an yaşar bizde. Oysa bilemeyiz o mezarın bize cennete açılacak kapı olduğunu. Oysaki hoş geldin diyecektir hayat. Bütün sonların bir başlangıç olduğunu hatırlamak istemeyiz. Bazen son bulmak istemediğimiz anların aslında bizim hayatımızdaki en sıkıcı zamanlar olduğunu çok sonraları fark ederiz. Şimdi yeni bir hayat başlıyor Umudum. Göm kendini mezara, sonuna doğru git, hayat sana yeniden merhaba desin. Öldür kendini o çelişkilerde. Demekki bir ölüm birleştirecekmiş bizi.  Hoş Geldin Umudum. Hoş geldin. ............

     

    Hoş Geldin Öteki Yarım....

    YİNE SEN BENDEN GİTMİŞ GİBİSİN

    Sen çoktan gitmiş gibisin
    Gitmiş Gibisin.
     
    BİR KEZ OLSUNDA KADER YANILSIN HEP BENMİ YANILACAĞIM.ŞİMDİLERDE BİTMİŞ GİBİSİN...

    ÜŞÜYORUM

    Bir coşku var içimde bu gün kıpır kıpır
    Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum
    Gözlerim parke parke taş duvarlarda
    Açılıyor hayal pencerelerim
    Hafif bir rüzgar gibi süzülüyorum

    Kekik kokulu koyaklardan aşarak
    Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
    Bir çeşme başı arıyorum
    Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
    Mis gibi nane kokuları arasında
    Ruhumu dinlemek istiyorum

    Zikre dalmış her şey
    Güne gülümserken papatyalar
    Dualar gibi yükselir ümitlerim
    Güneşle kol kola kırlarda koşarak
    Siz peygamber çiçekleri toplarken
    Ben çeşme başında uzanmak istiyorum

    Huzur dolu içimde
    Ben sonsuzluğu düşünüyorum
    Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum
    Durun kapanmayın pencerelerim
    Güneşimi kapatmayın

    Beton çok soğuk, üşüyorum…

    May 22

    KALPTEN KALEME DÜŞENLERİM

    Ömrümde sen varsın kaderimde sen
    Özlüyorum seni birgün görmesem
    Belki de ölürüm seni kaybetsem
    Ayyüzlüm ben sana kötü alıştım

    Yaşadığım her an seninle dolu
    Hep sana kavuşur kalbimin yolu
    Gelmesin o güzel günlerin sonu
    Ayyüzlüm ben sana kötü alıştım

    Dünyayı istemem seni isterim
    Başka bir umuda uzanmaz elim
    Sensiz mutluluğa inanmaz kalbim
    Ayyüzlüm ben sana kötü alıştım

     

    Aşk yolunu kıble sanıp
    Her saniye seni anıp
    Bir yunus gibi inanıp
    Seni sevmek ibadet

    Vereceğin bin dert olsun
    Gönlün aşka cömert olsun
    Sevmeyen kalp namert olsun
    Seni sevmek ibadet

    Hayat yalan aşkım sahi
    Korkmam ecel gelse dahi
    Hem vallahi hem billahi
    Seni sevmek ibadet

    Mecnun Ferhat kerem ile
    Bütün aşklar gelsin dile
    Hepsi kadar çeksem çile
    Seni sevmek ibadet

    Kıskansın eller kulunu
    Ecel gibi kes yolumu
    Kim der haram olduğunu
    Seni sevmek ibadet

    SENİ ÇIKARSIZCA SEVMEYEN ÖLSÜN ..........

    SANA Bİ ŞEY OLMASIN KIYAMAM HAYATTA TEK SANA

    En derin duygularımla sana akıyorum
    Sana beslediğim sevgimi ne yere nede göğe,
    Sığdıramıyorum,
    Öyle bir sevmiş öyle bir bağlanmışım ki sana
    Sensiz bir saniye bile geçiremiyorum
    Belki şimdi yanımda yoksun ama,
    Bilki hep aklımdasın hayalin ile
    Gözlerimin önünde perde gibisin yâr...

    Sensiz olamayışımın sebebi,
    Sana delicesine bağlanışımdır
    Hep yanımda olmanı isteyişim
    Senden ayrı kalamayışımdır
    Senin yanın da olup'ta,
    Seninle geçirdiğim zamanı,
    Durdurmak istedim hep
    Zaman ne kadar durursa,
    Bende senin yanında o kadar çok olurum yâr...

    Şimdi yanın da olsaydım !
    Alıp seni sahile götürürdüm
    Kimsenin olmadığı bir yere
    Dalgaların iç rahatlatan sesiyle
    Ve martıların eşliğiyle
    Başını dizlerime yaslayıp
    Al yanaklarını okşardım
    Telefonum'dan bir slow şarkı açıp
    Gözlerinin içine bakarak
    Mutluluğun tadını,dans ederek çıkarırdım,
    Seninle beraber el ele göz göze...


    Aklım başımdan gitmez mi,
    Gülüşün yüzünde solarsa ?
    Bana bakan ceylan gözlerin'den,
    Bir damla yaş dahi akmasın
    Kıyamam ben sana yâr,
    Al yanağın sakın ıslanmasın
    Gözyaşların sel olup akmasın
    Sen canımı iste benden veririm
    Yeter ki sana bir şey olmasın yâr...


    May 21

    HER GÜN GÖZLERİNDE CAN BULDUĞUM GAMZELİME

    Seni görünce
    Aynı anda geçer aklımızdan
    Aynı düsünce..
    ÖYLE GÜZEL VE ÖZELKİ YÜREĞİMİZCE..

    ***

    Sana dokunamamak yüregimi böylesine acıtırken,

    Bil yar,

    Bil ki, ben yüregimi kanırtan bu acıya inat,

    dokunmadan tenine

    ömrümce  sevebilirim

    seni...

    Bu Biçim

    Hiçbir kadın hiçbir erkeği
    Ve hiçbir erkek hiçbir kadını
    Bu biçim sevmedi

    Yokluğu ekmeğe katık edip
    Sevgiyi açlığa eklemedi
    Gözyaşlarının hiçbir teki
    Bu biçim düşmedi
    Böylesine dolu dolu ağlamadı
    Hiçbir kucakta hiçbir baş
    Ve hiçbir elveda bugüne dek
    Bu biçim söylenmedi
    Hiçbir akşam o akşam gibi
    Kanarcasına batmadı güneş
    Ve hiçbir elveda (yok)
    Ve hiçbir güneş onları bir daha
    Bu biçim görmedi

    Hiçbir kadın dedim ya
    Hiçbir erkeği
    Ve hiçbir erkek hiçbir kadını
    Bu biçim sevmedi

     

                     

              YAGMUR YAGIYOR YINE, ANLAMIYORUM

    "WHY DOES IT ALWAYS RAIN ON ME???"

     

     

     

    IMKANSIZI ANLATMAK INSANI YORAR YASAMAKSA 

                                   ÖLDÜRÜR..

     

     

    SENI  GÖRMEMEK ACI VERIYOR

    NASIL BIR ŞEY  BU, ANLAMIYORUM...

     

     

    GECE YILDIZLARDAYDI

    VE YILDIZLAR MmmAVİY

    UZAKLARDA ÜŞÜRLER.

                                           

     

    Yagmur yagıyor Istanbul'a

    ve ıslanıyor duslerim

    yaz yagmuru, gecer diyorlar

    yazıyorum....    

                       geçmiyor....

     

     

     

    YAG DESEM YAGAR MISIN

    YAGMUR MUSUN KAR MISIN?

     

     

    KARISIK BIR ODADA YASANMISLIK VARDIR

    BEN DUZENI SEVERDİM

    AL IShTE...

     

     Öyle kolay değildir beni unutmak
    Hala hala sokaklarındadır ayak izlerim

     

    Sevda çok uzaklarda yıldızların da ötesinde

    Bilmem nasıl yakalarım kuşlar 

     Ya umutlar biterse

    "Büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler ise kişileri konuşur."


    "Öyle horozlar vardır ki, öttükleri için günesin doğduğunu sanırlar."

     Aşk köprü kurmaktır.Insanlar köprü kuracaklarına , duvar ördükleri için yalnız kalırlar.

     

    BENİM İLACIM SUYUM AŞIM KANIM HERŞEYİM İNAN SENSİN

     

     

     

     

    May 20

    ONU BUNU BİLMEM KARIŞMAM KİM NE DERSE DESİNLER( GÖZLERİNE BIRAKTIM GÖZLERİMİ )

     
    Suya şerbetlenmiş ateşler gibi
    Alev alev yanan gül aşksız kalmaz
    Sonsuz bir rüyânın nakışındayız
    Kaderlerimizin akışındayız
    Uzak mor dağlarda sis mis yok şimdi
    Alev alev yanan gül aşksız kalmaz
    Suya şerbetlenmiş ateşler gibi

    Yeni bir kitabın ilk harfindeyiz
    Gökkuşağı renklerinin peşinde
    Bir resimde gülümser gözlerimiz
    Şiir kesilmiş soylu sözlerimiz
    Narçiçeği gibi umutlarımız
    Gökkuşağı renklerinin peşinde
    Yeni bir kitabın ilk harfindeyiz

    Ellerin sımsıcak avuçlarımda
    Kader çizgilerimize dalmışız
    Yeni açmış mor karanfiller gibi
    Umut umut sevdalı güller gibi
    Sonbaharmış umurumuzda değil
    Kader çizgilerimize dalmışız
    Ellerin sımsıcak avuçlarımda

    Günaydınların yaşama sebebim
    Sevdiğim biriciğim gözbebeğim
    Deniz orda öylece uzanıyor
    Meraklı martılara nazlanıyor
    Gökyüzü desen tutulduğum mavi
    Sevdiğim biriciğim gözbebeğim
    Günaydınların yaşama sebebim

    Kalplerimizi tutup bağlamışlar
    Adını kaderime dağlamışlar
    Uzak mor dağlarda sis mis yok şimdi
    Senden başka okuduğum yok şimdi
    Gözlerinde bıraktım gözlerimi
    Adını kaderime dağlamışlar
    Kalplerimizi tutup bağlamışlar

    SÖYLEYECEKLERİM VAR; SENİ ÖZLEDİĞİM KADAR;ÖYLE ZOR Kİ AYRI KALMAK

    AYDINLIĞIM’sın....

    Cemaline sinen nurlu gözlerine esir düşüm ben..Esrik bir rüyayım karanlıktan aydınlığına saçılan..Tut sevgili..Mihrabına al beni..Gökyüzüne kanatlandır beni.Kutsa beni yüreğinle..Kutsal mabedinde yaşamama izin ver...Duam olsun nefesin..Nefesim olsun gözlerin..Katılaşmış karanlığımı erit yüzünde soluklanan güneşle..İlmekle beni ışığına..Kollarına al cocuksu sevinçlerımi...Ört üzerimi ışığınla...Saçlarımın köklerinde doğsun gözlerin..Alnı pak sevdalara kazılsın adın..Tıpkı karanlıklarıma bırakılan aydınlık gibi...Sen hep burada kal.Gecemin sabaha gebe kalan aydınlığı ol...Kuşluk vaktim olsun sözlerin..Perdelerim seninle gülümsesin...Şehrim seninle ısınsın..Sen geleceğe yürüdüğüm yollara mevzilenmiş çiçeklerin gökyüzüne bakan yanısın...Sen pencerelerime süzülmüş apaydınlığımsın....


    YOLLARIM’sın....

    Umutsuzlukta kaybettiğim yılların geleceğe giden zamanısın sen..Tozlu yollarımsın sana uzanan...Adımlarımsın bastığım her izinde adını sayıklayan...Rüzgar koynumda sana geliyorum..Dudaklarımda senin en sevdiğin şarkı....Bir de bohçamda sevgi azığım...Kilitledim geçmişimi karanlığa...Ben sana koşuyorum..Hem de yalınayak...Bilirim ki yollardaki dikenlerin çıplak ayaklarımın kanamasından korkarsın sen...Dudaklarınla öpme sakın yollarıma serilmiş dikenleri..Bırak kanasın ayaklarım....Yollarımsın bâd- ı saba ile yıkanmış..Bulut bulut gölgelerinde ilerlediğim varlığının bayram arifesindeyim.. Sana kavuşmak, bir bayram sabahı... Toprak yağmuru sağarken dudaklarıyla sen benim vuslatımsın hasretin omuzlarına vurulmuş...Sen benim yollarımsın adınla onurlandırılmış..Gözlerini mavi ufuklara çevir..Toz bulutuyla sana gelmekteyim...Ellerimde mavi bilyelerim nefes nefese sana koşuyorum .Bekle beni..Daraldı zaman..Yaz yağmuru kadar mesafem kaldı sana..Geliyorum....Kaybolan yılların cilasız zamanlarından senin için yollara koyuldum..Zamansızlığın patikalarını geçmişken bir dağ kaldı aramızda...Üzüm bağlarından geliyorum sana..Az kaldı sevgili..Yollarımsın, adımlarıma ömür diye sunulmuş...


    SABRIM’ sın..

    Acıya minnet eden bir cocuğun ellerine tutuşturulmuş ekmek gibi bereketli yüzün..Su gibi aziz, hayat kadar elzem ve nefes kadar sonsuz bir cansın sen...Akşam kuytularında yalnızlığın ayak dibinde düşmüş benliğimin gözlerinde tekrar hayatı kazanmasıydı..Takâtim, dayanağım, sabrımsın sen..Soğuk ve yapay cocuklarla bastırılmamış cocuksu düşlerimin yeniden sabırla örülüşüydü yüzündeki tebessümler..Ezberimsin. evvelim , ezelim ve ebedimsin...Sebebim, nefesim ve ahirim..Sen, çaresizliğin ayak uçunda demlenen yüreğime armağan edilen sonsuzluk hediyesi..Sen, göğsümde taşıdığım eşsiz paye...Sen benim acıya dayanma gücüm, sen benim yüreğime işlenmiş sabrımsın...

    ( Gözyaşıyla yıkanıp,
    Karanlıklarda kurutulan sahipsiz satırlar..)

    Sen bir çicek değilsin ki ;
    Sonbahar geldiğinde dal dal kuruyacaksin.
    Sen bir gün değilsin ki ;
    Gece olunca karanlığa karışacaksın.
    Sen bir şiir degilsin ki ;
    Son satırından sonra noktayla sonlanasin.
    Sen nesin biliyor musun ?
    Yasadıkca seninle devam edip
    Seninle biten icimdeki nefessin...
    Ve biliyorsun ki;
    Ben nefessiz yaşayamam...



    Evvelim / Ezelim / Ebedimsin

    HAYATIM’sın... Şeceresi hüzün olan adamın buzdan kalbine düşen hayatsın..Canıma can diye süzülen canânsın. Kanadında mutluluk olan baharlarsın sen...Gonca güllerle süslenmiş sabahların gülümsediği cansın sen.. Kaybettiklerimin ardından tek kazandığımsın..Bedeli ödenmiş acılarımı dudaklarındaki nefesle gideren şifâsın sen.. Bağrı yanmış ve susuzluktan yüreğimi kurumuş kıyılarıma dolan ve benliğimden aşıp yüreğimde çoğalan bitmez deryâsın sen..Yaralarıma kendi yarası gibi bakıp sökük yüreğimi Eyyubvâri sabırla mutluluk ekleyen, çöllerimdeki serabın tükendiğini bilip dudaklarındaki ab- ı hayat ile menzile giren Leylasın sen...Göğsümde her zaman övünç abidesi diye saklayacağım ömrü vefasın sen..Sen susuzluğuma düşen hayatsın..Bak çöllerim yeşeriyor..Dokun toprağa..Zamanın göğsünde elenmiş topraktan “ sen ” fışkırıyor bak..Dua dua filizleniyor kuru yapraklar..İçinde büyüttüğüm kız çocuğunu vakitsiz gömen adamın kuru dudaklarına sunulmuş ab- ı hayatsın...Sen benim gözlerindeki kendimi gördüğüm hayatımsın...Soluklandığımsın, nefes aldığımsın....